Eğitim-İş: Her Üç Öğrenciden Biri Kahvaltı Yapamıyor, Aç Çocuk Öğrenemez

14.09.2026 20:50
Eğitim-İş: Her Üç Öğrenciden Biri Kahvaltı Yapamıyor, Aç Çocuk Öğrenemez

Okulların açılması nedeniyle MEB önünde bir araya gelen Eğitim-İş'li öğretmenler eğitim sistemindeki sorunları anlattı. Eğitim- İş Genel Başkanı Kadem Özbay; "Bir okulun kapısını açmak, o okulu eğitime hazır hâle getirmek değildir. Öğretmeni eksikse, sınıfları kalabalıksa, temizliği ve güvenliği sağlanamıyorsa, çocuk okula aç geliyorsa orada 'hazırız' diyemezsiniz" dedi.

Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) önünde 2026-2027 Eğitim Öğretim yılının ilk gününde toplanan Eğitim-İş'li öğretmenler, Bakanlığın okullar açılmadan yayımladığı öğretmenlere önlük giyme zorunluluğu getiren genelgeyi hatırlatarak, "Önlük neyi örtüyor" diye sordu.

Okullardaki temizlik sorunu, fiziki yetersizlikler ve MESEM'li öğrencilerin fotoğraflarının bulunduğu eylemde konuşan Eğitim-İş Genel  Başkanı Kadem Özbay; “2026-2027 eğitim-öğretim yılı başladı. Milyonlarca öğrencimiz sıralarına, öğretmenlerimiz sınıflarına döndü. Ancak bir okulun kapısını açmak, o okulu eğitime hazır hâle getirmek değildir. Öğretmeni eksikse, sınıfları kalabalıksa, temizliği ve güvenliği sağlanamıyorsa, çocuk okula aç geliyorsa orada 'hazırız' diyemezsiniz" dedi.

'YOKSULLUK ARTIK OKUL SIRALARINDA OTURUYOR'

Eğitim sisteminin sorunlarının geçen zamana karşılık değişmeyerek yapısal halde kaldığını ifade eden Özbay, yoksulluğa dikkat çektiği konuşmasında; "Yoksulluk artık okul sıralarında oturuyor. Çocuğun boş beslenme çantasında, eksik defterinde, binemediği serviste, gidemediği kantinde karşımıza çıkıyor. Yoksulluk devamsızlığa, okuldan kopuşa, çocuk işçiliğine dönüşüyor.Türkiye’de eğitim sorununu artık çocuk yoksulluğundan ayrı konuşamayız" ifadelerini kullandı.

'GİDERLER AİLEDEN ALINMALI, KAMU BÜTÇESİNE TAŞINMALI'

Okulların açılmasıyla birlikte her yıl gündeme gelen bağış adı altında toplanan 'kayıt parası' sorununa değinen Özbay, "Bazı okullarda kayıt sırasında 20 bin liradan 100 bin liraya kadar para isteniyor. İstanbul’da bir veliden 150’şer bin liralık iki taksit hâlinde toplam 300 bin lira talep edildiğini gördük" diye konuştu.

Okulların temizlik, kırtasiye, onarım gibi çeşitli ihtiyaçlarının velilere karşılatıldığını hatırlatan Özbay; "Bu durumda devlet okulunun parasız olduğunu kim söyleyebilir? Vergiyi devlet topluyor; temizliği, güvenliği, onarımı veli karşılıyor. Öğrenci müşteri, veli finansör, devlet seyirci hâline getiriliyor. Eğitimle ticaret yan yana gelmez. Eğitim devletin sorumluluğudur. Eğitim giderleri aile bütçesinden alınmalı, kamu bütçesine taşınmalıdır" talebini dile getirdi.

Özbay konuşmasının devamında çocukların yeterli beslenemediğini belirterek, PİSA verilerinden örnekler vererek; Bakanlığın çok övündüğü PİSA gerçeklerine göre, Türkiye’de her 3 öğrenciden 1’i kahvaltı yapamıyor, 5 öğrenciden 1’i öğün atlıyor. Maddi ve sosyal yönden yoksulluk derinleşmiş ve artmış bir durumda. Aç bir çocuğa 'dersine odaklan' diyemezsiniz" dedi veöğrencilere bir öğün ücretsiz yemek ve temiz içme suyu temin edilmesini istedi. 

'OKUL KALICI, TEMİZLİK VE GÜVENLİK PERSONELİ NEDEN GEÇİCİ?'

60 binden fazla devlet okulu olmasına karşılık 30 bin geçici güvenlik görevlisinin bulunduğunu söyleyen Özbay, temizlik konusunda da geçici personel alınmasını eleştirerek; Okul yöneticileri temizlik malzemesi için veliden para toplamak zorunda bırakılıyor. Veliler çocuklarının sınıflarını, tuvaletlerini temizlemeye zorlanıyor. Okul kalıcıysa, temizlik ihtiyacı kalıcıysa, çocuklarımız her gün o okulda bulunuyorsa personel neden geçici? Her okulda ihtiyacı kadar kadrolu temizlik personeli bulunmalıdır. Güvenlik geçici personelle değil; okul iklimini bilen, çocuklarla iletişim konusunda eğitimli ve sürekli çalışan personelle sağlanmalıdır. Okul güvenliği velinin ödeme gücüne, turnike şirketlerine ya da birkaç aylık projelere bırakılamaz" dedi.

'ÖNLÜĞÜN SANTİMİNİ DEĞİL, SINIFTA ÇOCUĞA DÜŞEN ALANI HESAPLAYIN!'

MEB'in öğretmenlere önlük giyme zorunluluğunu getiren yönetmeliğine dikkat çeken Özbay; "Bir yanda bütün bu sorunlar dururken Bakanlık öğretmenin ne giyeceğiyle uğraşıyor. Öğretmenin itibarı kıyafetle, önlükle, yönetmelikle sağlanmaz.

Öğretmeni yoksullaştırırsanız, mesleğini güvencesiz hâle getirirseniz, eğitim politikalarında söz hakkını elinden alırsanız; sonra üzerine önlük giydirerek mesleğin itibarını yükseltemezsiniz. Bakanlığa daha önce söylediğimizi burada, kendi kapısının önünde bir kez daha söylüyoruz: Öğretmenin önlüğünün boyunu santim santim hesaplayacağınıza, elli kişilik sınıfta bir çocuğa kaç santimetrekare düştüğünü hesaplayın! Öğretmen ne giyeceğini bilir. Bakanlığın işi öğretmenin kıyafetini değil, eğitimin sorunlarını çözmektir" diye konuştu.

'BAKANLIK MESEMLİ ÖLÜMLERİYLE İLGİLİ NEDEN FARKLI RAKAMLAR VERİYOR?'

MESEM'li öğrencilerin çalışırken yaşamını yitirmesi konusunda da konuşan Özbay, "Bakanlık, TBMM’ye iki ay arayla verdiği iki resmî yanıtta önce 13, ardından 37 çocuğumuzun MESEM kapsamında yaşamını yitirdiğini bildirdi. 23 Haziran 2026 tarihli yanıtta, MESEM’lerin faaliyete başladığı 2016’dan bu yana 3 bin 80 iş kazası ve 13 çocuk ölümü açıklanırken; 3 Eylül 2026 tarihli yanıtta yalnızca 2025 ve 2026 yıllarında 9 bin 950 iş kazası ve 37 çocuk ölümü olduğu bildirildi. Buradan Bakanlığın kapısının önünden soruyoruz: Millî Eğitim Bakanlığı TBMM’ye üç ay arayla neden birbirinden farklı rakamlar vermektedir?  Aradaki fark bir istatistik tartışması değildir. Çocuklarımızın yaşamıdır!Çocukları haftanın en az dört günü işyerlerine gönderip adına eğitim diyemezsiniz. Çocuklarımız patronların ucuz ve güvencesiz işgücü değildir. Çocuğun yeri fabrika, atölye, sanayi sitesi değil; okul sırasıdır!

'ÇOCUKLARIMIZ SİZİN DÜNYA GÖRÜŞÜNÜZÜN DENEKLERİ DEĞİLDİR!'

ÇEDES Projesiyle dernek, vakıf ve dini yapıların okulların içine girdiğini belirten Özbay, pedagojik formasyonu olmayan kişilerin eğitim sürecine dahil edilmemesi gerektiğini söyledi. "Devlet okulunda çocuğun muhatabı öğretmendir" diyen Özbay; "Tarikat ve cemaat bağlantılı yapılarla yapılan bütün protokoller iptal edilmeli, ÇEDES ve benzeri uygulamalara son verilmelidir" talebinde bulundu.

Karma eğitim tartışmasının tesadüf olmadığını ifade eden Özbay; "Kız ve erkek çocuklarının yan yana eğitim görmesini 2026 Türkiye’sinde hâlâ tartışıyorsak, burada eğitimden çok nasıl bir toplum kurulmak istendiğini konuşmamız gerekir.Karma eğitim bir “talep” ya da “tercih” meselesi değildir. Bilimsel ve pedagojik bir kazanımdı" dedi.

Öte yandan siyasi iktidarın 'Terörsüz Türkiye' adıyla yürüttüğü sürecin okullarda müfredata alınmasını, "Bakanlık, iktidarın kapalı kapılar ardında yürüttüğü “Terörsüz Türkiye” sürecini müfredata ekleyerek, okullarımızı bilim ve aydınlanmanın yuvası olmaktan çıkarıp siyasi iktidarın dönemsel çıkarlarının propaganda alanına dönüştürmek istiyor" olarak değerlendiren Özbay, "Okullar siyasi iktidarın arka bahçesi, öğretmenler propaganda memuru değildir" dedi.

Özbay devamında şu talepleri sıraladı: 

Öğretmenin kıyafetiyle uğraşmayı bırakın, öğretmenin sorunlarını çözün. Çocukların nasıl giyindiğini değil, ne yediğini düşünün. Atama bekleyen öğretmenlerin sesini duyun. Her okula yeterli bütçe verin. Kalabalık sınıflara ve ikili eğitime son verin. Her okula kadrolu temizlik ve sürekli güvenlik personeli sağlayın. Bütün çocuklara ücretsiz bir öğün sağlıklı yemek ve temiz içme suyu verin.

MESEM’lerde yaşamını kaybeden çocukların hesabını verin.

Okulları tarikat ve cemaatlerle yapılan protokollere değil; öğretmenlere ve bilim insanlarına açın.

Bunlar çocuklarımıza, eğitimcilerimize verilecek lütuflar değildir. Bunlar devletin yerine getirmek zorunda olduğu sorumluluklardır.

Eğitim-İş olarak bir kez daha ilan ediyoruz: Çocuklarımızın geleceğini yoksulluğa, piyasaya, gericiliğe ve güvencesizliğe teslim etmeyeceğiz!

Laik, bilimsel, kamusal, parasız ve karma eğitim mücadelemizden vazgeçmeyeceğiz!”

Son güncelleme: 20.09.2026 10:46