Arnavutluk'ta Neler Oluyor?
Bütün dünyanın gözleri Fransa’da liseli öğrenciler tarafından başlatılan direnişe dönmüşken, eş zamanlı olarak bazı diğer Avrupa ülkelerinin yanı sıra Güney Amerika ve Asya’da kitlesel sokak hareketleri başlamış durumda. Bunun en çarpıcı örneklerinden biri ise Arnavutluk’ta yaşanıyor. Mayıs ayında, ülkenin tek adası olan Sazan adasının Trump’ın damadı Jared Kushner’in şirketinin projesine açılmasına karşı başlayan ve bugüne kadar farklı yoğunluklarda devam eden protestolar 146. gününde...
2021 yılında Ivanka Trump’ın adaya yaptığı bir tekne tatili sırasında “aşık olduğunu” söylediği Sazan Adası’nda, Jared Kushner’in yatırım fonu Affinity Partners tarafından planlanan 1.6 milyar dolar değerindeki projede; oteller, villalar ve yatlara yönelik tesisler ile özellikle yüksek gelirli uluslararası ziyaretçilere hitap eden bir turizm destinasyonu oluşturmak hedefleniyor.
Koruma altındaki sulak alanların çevresinde kıyı geliştirme faaliyetleri ile desteklenecek geniş çaplı turizm ve gayrimenkul projeleri olan Zvërnec ve Vjosa-Narta ise Katar merkezli gayrimenkul ve inşaat grubu Assets Group tarafından destekleniyor. Buradaki plan, koruma altındaki sulak alanların çevresinde geniş ölçekli bir turizm ve gayrimenkul yatırımı. Uluslararası haberlerde 10.000’e kadar villa ve yaklaşık 4 milyar avroluk toplam yatırım büyüklüğü aktarılıyor.
“Arnavutluk Satılık Değil!”
IUCN (Dünya Doğayı Koruma Birliği) standartlarına uygun olduğu değerlendirilen ve Arnavutluk Ulusal Koruma Alanları Ajansı (NAPA) tarafından koruma altında olan Zvërnec bölgesinde planlanan büyük ölçekli bu proje; lagünleri, sulak alanları ve Flamingoların yaşam alanlarını tehdit edebileceği gerekçesiyle çevre örgütlerinin ve halkın tepkisini çekmişti. Hareket, bu nedenle Flamingo Devrimi olarak isimlendiriliyor.
Projeyi hayata geçiren şirketin Portonovë bölgesinde inşaat alanlarını çitle çevirmeye başlamasının ardından 30 Mayıs’ta bölge halkı ilk defa eyleme geçti. Şirketi koruyan polisin, göstericilerden bazılarının çitin içine girmeye çalıştığını ve çitleri yıkmaya teşebbüs ettiğini belirttiği eylemde özel güvenlik görevlileri bir eylemciyi inşaat alanı içindeki güvenlik bölgesine sürüklemiş ve yaralamıştı. Eylemcinin dövüldüğü ve sürüklendiği video sosyal medyada hızla yayıldı ve 31 Mayıs’ta binlerce kişi Tiran’da “Arnavutluk satılık değil” sloganı ile sokaklara çıktı.
Eylemler 146. gününde kesintisiz bir biçimde ve her geçen gün yoğunluğunu-şiddetini arttırarak devam etmekte...
Kamu alanlarının özel şirketlere peşkeş çekilmesi ve ekolojik dengenin bozulmasına karşı başlayan eylemler, her geçen gün Arnavutluk halkının temel siyasi taleperiyle bütünleşerek büyüdü ve bilhassa 126. günde öğrencilerin de kendi talepleriyle eyleme daha yoğun bir biçimde dahil olmasının ardından temel hak talepleri etrafında halkın iktidara karşı topyekün direnişine dönmüş durumda.
Flamingo hareketinin temel talepleri ise şu şekilde:
- Başbakan Edi Rama ve hükümetinin istifası
- Trump–Kushner ve Katar bağlantılı lüks turizm projelerinin durdurulması veya iptali
- Yolsuzlukla mücadele, bağımsız soruşturma ve üst düzey siyasetçiler dâhil hesap verebilirliğin sağlanması
- Artan yaşam maliyetlerinin düşürülmesi; barınma, temel ihtiyaçlar ve geçim koşullarının iyileştirilmesi
- Yükseköğrenim maliyetinin düşürülmesi ve eğitime yönelik kamu desteğinin artırılması
Başbakan Edi Rama’nın 15 Ekim’de yaptığı konuşmada istifa talebini kesin bir dille reddetmesinin ardından “barışçıl” yöntemler ile sonuç alamayacağını düşünen Arnavutluk halkı taleplerinin arkasında oldukça kararlı bir şekilde durduğunu iktidara ve tüm dünyaya gösterebilmek için şiddete dayalı eylem biçimlerinin dozunu arttırdı. Kolluk güçleri ise aynı derecede şiddetin dozunu arttırmışa benziyor. Bu yönüyle, Avrupa’da izlediğimiz eylemlerden çok daha farklı bir çatışma ortamının olduğunu söylemek yanlış olmaz.
Elbette, özgün bir tarihsel geçmişe ve farklı köklere-kültüre sahip olan Arnavutluk halkının kendini ifade ve eylem biçiminin farklılığı doğal karşılanabilir. Talepleri doğrultusunda, talebini reddeden muhatabının fiziki mekânını ateşe verme ve yok etme güdüsünün öne çıktığı bir eylem biçiminden söz edilebilir: 17 Ekim’de ateşe verilen Arnavutluk Yüksek Mahkemesi binasında, bina ve altyapının ciddi şekilde zarar gördüğü ve işleyişin durdurulduğu belirtildi. Aynı şekilde baskına uğrayan Eğitim Bakanlığı ve Maliye Bakanlığı binalarında da oldukça ciddi hasarlar kaydedildi. Eylemcilerin şuana dek hedef aldığı devlet kurumları ve kolluk güçlerine ait yerleşkelerde ortaya çıkan ciddi hasarlarla birlikte tamamen kullanılamaz hale gelmemiş olsa da büyük oranda işleyişin durduğu ve aksadığı Arnavutluk makamlarınca da teyit edilmiş durumda.
Basından ve sosyal medyaya yansıyan görüntülerde, eylemcilerin alışılagelmiş taş, molotof kokteyli, havai fişek vb. kullanımlarının yanı sıra basit bombaların ve ateşli silahların da kullanıldığı kaydediliyor.
17 Ekim 2026’da Arnavutluk Devlet Polisi tarafından yapılan açıklamada, Tiran’daki protestolar sırasında maskeli kişilerin bulunduğunu ve arama sırasında mermi dolu bir şarjör ile iki molotof kokteyli, uyuşturucu madde, vidalar ve metal bilyeler ele geçirildiği belirtildi. Bunun her ne kadar maddi temeli olsa da polisin kullandığı karşı şiddeti meşrulaştırma söylemi olması ihtimalini de gözden kaçırmamak gerek.
Öyle ki Edi Rama, 17-18 Ekim açıklamalarında, Başbakanlık binasını hedef alan patlayıcı yüklü bir insansız hava aracının etkisiz hale getirildiğini öne sürerek, hiçbir öğrencinin, gencin böyle bir planı tasarlayamayacağını veya uygulayamayacağını vurgulayarak, bunun “yabancı bir el” olduğunu iddia etti. Konuşmasının devamında ise doğrudan Rusya ve İran’ın ismini zikrederek bu “yabancı elin” kim olduğunu da ima etmiş olmalı, ancak henüz iddialarına kamuoyunu ikna edecek bir kanıt sunabilmiş değil...
Eylemlere Aşırı Sağ mı Yön Veriyor?
Üniversiteli gençlik gruplarının çekirdeğini oluşturduğu harekette oldukça sık biçimde radikal milliyetçi semboller ile UÇK* bayrak ve sloganlarına rastlanıyor.
Öte yandan Kosova Kurtuluş Ordusu Savaş Gazileri Örgütü (OVL-UÇK), 15 Ekim’de yaptığı açıklamada UÇK bayrağının “Kosova Kurtuluş Savaşı’nı, ulusal şehitleri ve bu fedakârlıklarla kazanılan özgürlüğü temsil ettiğini ve bu nedenle, bu sembolün kamu veya özel mülke zarar veren eylemleri haklı çıkarmak, tanımlamak veya gizlemek için asla kullanılamayacağını” ifade ederek eylemleri vandalizm olarak niteledi.
Eylemlerde ana kitleyi oluşturan gençliğin, genel olarak kamuoyuna yansıyan beyanlarında, iktidardaki Arnavutluk Sosyalist Partisi’nin yanı sıra ana muhalefet partisi olan Demokrat Parti’ye de oldukça mesafeli oldukları görülüyor.
Dolayısıyla bu yapıların eylemlere tamamen yön verdiklerini değerlendirmek için yeterince veriye sahip değiliz, buna karşın neo-liberal ekonomik sistemde sıkışmış ve politik olarak kendini alternatifsiz olarak gören gençlerin bugün tarihi-ulusal sembollere yönelmesi olarak değerlendirmek daha doğru olabilir.
Ancak bu durumun bu şekilde olması dahi yeterince endişe verici: Avrupa’da hızla yükselen aşırı sağ, Almanya başta olmak üzere neredeyse tüm Avrupa ülkelerinde her geçen gün, özellikle gençlik cephesinde güç kazandığı bir gerçeklikte, AfD üyelerinin Alman Demokratik Cumhuriyeti bayrağını sahiplenmesi gibi absürt görünen çarpıcı örnekleri görebiliyoruz. Bu durumda sözkonusu bayrak, neo-liberal ekonomik gerçeklikte her geçen gün daha fazla yoksullaşan insanların, toplumsal hafızada bağımsızlık, kamuculuk gibi belli nosyonlarla ortaklık kurabileceği bir sembol haline gelebiliyor, ancak AfD-DDR örneğindeki gibi, bu sahiplenme esasında onu özünden kopararak farklı anlamlar yükleyen bir sahiplenme niteliği kazanabiliyor ve bunlar göçmen karşıtlığı gibi oldukça tehlikeli biçimlerde ifade bulabiliyor.
Arnavutluk gençliğinin de bu sembole sarılması benzer tehlikeyi barındırma potansiyeline sahip görünüyor.
Arnavutluk solunun eylemlerdeki etkisi nedir?
Flamingo hareketinde sol gruplar arasında en somut ve görünür olanı, Arlind Qorri liderliğindeki Lëvizja Bashkë (Birlikte Hareketi) gibi görünüyor. Eylemlerin başından bu yana sahada olan Lëvizja Bashkë’nin, eylemlerin kıvılcımını yakan, özel güvenliğin bir eylemciyi yaralama videosunun kamuoyuna duyurulmasında başat aktör olduğu belirtiliyor. Ayrıca ilk günden bu yana, özellikle gençlik grupları içerisinde, eylemlerin örgütlenmesinde de etkin rol aldıkları ifade ediliyor.
In Defense of Communism’de yer alan 19 Ekim tarihli haberine göre, Arnavutluk Komünist Partisi’nin (PKSH) genel sekreteri Qemal Cicollari, Enver Hoca’nın 118. doğum günü vesilesiyle düzenlenen etkinlikte basına demeç verdi. Açıklamasında protestolara tam destek veren Cicollari; polis müdahalesini kınadı ve işçileri, parti üyelerini ve daha geniş halk kesimlerini öğrencilerin yanında yer almaya çağırdı. Ayrıca, Edi Rama’nın Sosyalist Partisi ile Sali Berisha’nın Demokrat Partisi’ni burjuva siyasi çıkarları temsil ettiğini ve halkın hoşnutsuzluğunu kendi amaçları için kullanmaya çalıştığını ifade etti.
ABD-AB-İsrail koalisyonu halkın hedefinde
Eylemlerin en çarpıcı yönlerinden biri ise eylemcilerin, ABD’nin dünyanın her yerindeki politik yönelimi ile ortaklaşmış ülkeler, kişiler ve sembollerin topyekün hedef alınması...
Sosyal medyada yayınlanan videolarda eylemcilerin George Soros sokağının tabelalarını sökerek yerinden kaldırdığı görüldü.
Yine, Ukrayna-Rusya savaşının başlamasının ardından sonra ismi Rruga Ukraina e Lirë (Özgür Ukrayna Sokağı) olarak değiştirilen ve Ukrayna Konsolosluğu’nun da bulunduğu sokağı işaret eden tabelalardaki Ukrayna isimleri silindi, bazı tabelalarda ise Ukrayna isminin üzerine “Dardania”** ismini yapıştırarak Özgür Dardanya Sokağı haline getirdiler.
Başka bir medya kuruluşuna yansıyan haberde ise, bir protestocunun elindeki pankartta “Kiss the wall, sell the flag” (Duvarı öp, bayrağı sat) yazdığı görüldü. Haber, bunu Edi Rama’nın Kudüs’teki Ağlama Duvarı ziyaretiyle Jared Kushner’in Zvërnec yatırımına yönelik eleştirilerin birleşimi olarak yorumladı.
* UÇK, Kosova Kurtuluş Ordusu’nun Arnavutça kısaltmasıdır. Kosova’nın Sırbistan’dan ayrılması ve bağımsızlığı sürecindeki silahlı mücadeleyle özdeşleşen, Arnavut milliyetçisi bir silahlı örgüttür.
** Dardania (Dardanya), antik çağda bugünkü Kosova’nın büyük bölümünü ve çevresindeki bazı bölgeleri kapsayan tarihi bölgenin adıdır.