Geçen Yıla Bir de Böyle Bakın: Günde En Az 6 İşçi Öldü, Çalışma Yaşı 10'a Kadar İndi
İSİG Meclisi 2025 yılında en az 2 bin 105 iş cinayetinin gerçekleştiğini duyurdu. Yaşamını yitirenler arasında 94 çocuk da var. Hazırlanan rapora göre her yıl çocuk işçiliği artıyor ve çalışma yaşı 10'a kadar indi.
AYDINLIK YOL- İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi (İSİG Meclisi) 2025 yılında gerçekleşen iş cinayetlerine dair hazırladığı raporu kamuoyuyla paylaştı. Tespit edilebilen en az 2 bin 105 iş cinayetinin olduğunu duyuran İSİG Meclis'i bu sayının Covid-19 Salgınından bu yana en yükseğe ulaştığını belirtti. Geçen yıl günde en az 6 işçi önlenebilir nedenlerle yaşamını yitirirken, çocukların çalıştırılmasının devlet politikası haline getirildiği rapor aracılığıyla paylaşıldı.
Amaçlarının sadece raporlama çalışması olmadığını belirten İSİG Meclisi, 2013 yılından beri her yıl 63-64 çocuğun yaşamını yitirdiğini gelinen aşamada her yıl artan ölümlerin 2025 itibarıyla 94'e yükseldiğini belirtti.
İSİG Meclisi konuya ilişkin; "Çocuk işçi ölümlerinin artmasının temelinde 24 Ocak kararları ve 12 Eylül darbesi ile hayata geçirilen neoliberal politikalar var ama olgunlaştırılması, yani ‘çocuk işçiliğinin kitleselleştirilmesi’ AKP’li yıllarda özellikle son 15 yılda uygulanan yoksullaştırma ve eğitim politikaları ile birlikte oldu" belirlemesi yaptı.
Eğitim sisteminin üniversite ve ilkokula kadar çökertildiğini ifade edildiği raporda; "2006 yılında MEB-Koç Holding işbirliği ile ‘Meslek Lisesi Memleket Meselesi’ şiarıyla öğrencilerin sanayi için ara eleman olarak yetiştirilmeye başlanması hedefiyle meslek okullarının sayısı artırıldı ve liselerdeki oranı üçte biri geçti. 2012 yılında 4+4+4 ile ilk sekiz yıllık eğitim parçalandı, çocuklar 60 aylıktan itibaren okula başlatıldı, hayattan kopuk bir teorik müfredata boğuldu, okullara bina yapımı-öğretmen maaşı dışında hiçbir kaynak aktarılmadı. Özel okullara teşvikler verildi ve sayıları artırıldı. Bugün ilköğretimi bitiren ama temel matematik, dil, fen ve hayat bilgisi olmayan binlerce çocuk var. Özetle eğitim sistemine büyük bir darbe vuruldu. Okumanın hem bir ‘gelecek sağlamadığı’ hem de ‘gereksiz bir faaliyet’ olduğu empoze edildi ve eğitim politikaları bu noktada şekillendi" denildi.
'ÇOCUK İŞÇİLİĞİ KENTLEŞTİ'
Çocukların işçileştirilmesine dair şu ifadelere yer verildi:
İkinci olarak 2008 krizi sonrası yoksullaştırma politikaları hızla devreye girdi. Alım gücü düştü ve ailenin her üyesi çalışmak zorunda kalmaya başladı. Çocuklar daha evvelki yıllarda da kırsal alanda kitlesel bir biçimde çalışıyorlardı, 2008 sonrası mevsimlik gezici tarım işçisi çocukların sayısı hızla arttı. Diğer yandan kentsel yoksulluk yaygınlaşınca eğitim politikalarının da bu konudaki yönlendirmesiyle hızla ‘çocuk işçiliği kentleşti’. Pandemi süreci ile birlikte çocuklar kitlesel olarak örgün eğitimden açık liseye kaydını aldırdı. Özellikle MESEM’de gördüğümüz üzere bizzat devlet politikalarıyla kitleselleştirilen çocuk işçilik ve tüm Anadolu kentlerinde yoğunlaşan OSB gerçekliği artık çocuk işçi ölümlerini kent merkezlerine ve çeperlerine taşıdı. Tarım işçisi çocuklar tamamen sosyal hayattan dışlandığı ve yerleşim merkezleri dışında hem yaşadıkları hem çalıştıkları alanda çevrelendiklerinden ötürü çocuklar ve ölümleri devlet ve sermaye tarafından ‘görünmez’ kılınıyordu. Oysa çocuk işçiler artık her yerde, kentin göbeğinde. Hepimizin ailesinde veya sülalesinde bir çocuk çalışıyor, her sokakta tanıdığımız bir çalışan çocuk var.
Şu an çocukların kitlesel olarak işçileştirildiği bir sürecin sonuçlarını yakıcı bir şekilde yaşıyoruz. Bu noktada güncel sorunlar üzerinden oluşacak ortak yaklaşımların öne çıkarılacağı, toplumun bütün kesimlerini kapsayabilecek ‘çocuk işçiliği ile mücadele’ ekseninde ‘koordinatif bir ilişki ağı’ geliştirilmelidir. Esasen bugün gelinen süreçte zikzaklar çizilse de çocuk işçi ölümleri, MESEM’ler, bütçede çocuklar, parasız eğitim, uyuşturucu/kumar ve çetelere karşı mücadele gibi güncel sorunlar üzerinden fiili bağlar, adımlar ve sosyal saflaşmalar oluştu. Özel bir işçilik ile bu süreç örülmeli ve koordinatif bir örgütlenme ağı şekillenmelidir.
Can alıcı olan ise gençlik örgütlenmeleridir. Geleneksel olarak üniversite ve lise kökenli politik gençlik örgütlenmeleri bulunmaktadır. Ancak öğrenci hareketinin kendine özgü bir parçası olan MTAL’lara dönük bir politika eskiden beri oluşturulamadı ve örgütlenemedi. MESEM’ler ise daha özgün bir durumda. Bir yanı öğrenci, bir yanı işçi ve bir yanı mahalleli diyebileceğimiz bu gençlere dönük özgün bir form örgütlenmelidir. Çözüm, sorunun esas muhatabı olan gençlerin (çocukların) ellerindedir…"
İŞ CİNAYETLERİ ÜÇ İŞKOLUNDA YOĞUNLAŞIYOR
İSİG Meclisi raporuna göre inşaat, tarım ve taşımacılık iş cinayetlerinin yoğunlaştığı işkolları iken, işkollarına göre ölümler ise şu şekilde gerçekleşti:
2025 yılında iş cinayetlerinin işkollarına göre dağılımı şöyle:
- İnşaat, Yol işkolunda 493 işçi;
- Tarım, Orman işkolunda 414 emekçi (183 işçi ve 231 çiftçi);
- Taşımacılık işkolunda 272 işçi;
- Ticaret, Büro, Eğitim, Sinema işkolunda 144 emekçi;
- Belediye, Genel İşler işkolunda 125 işçi;
- Metal işkolunda 108 işçi;
- Konaklama, Eğlence işkolunda 103 işçi;
- Madencilik işkolunda 61 işçi;
- Enerji işkolunda 48 işçi;
- Petro-Kimya, Lastik işkolunda 45 işçi;
- Gıda, Şeker işkolunda 43 işçi;
- Savunma, Güvenlik işkolunda 33 işçi;
- Tekstil, Deri işkolunda 32 işçi;
- Çimento, Toprak, Cam işkolunda 30 işçi;
- Sağlık, Sosyal Hizmetler işkolunda 30 işçi;
- Gemi, Tersane, Deniz, Liman işkolunda 26 işçi;
- Ağaç, Kâğıt işkolunda 19 işçi;
- Banka, Finans, Sigorta işkolunda 4 işçi;
- İletişim işkolunda 3 işçi;
- Basın, Gazetecilik işkolunda 3 işçi;
- İşkolu belirlenemeyen 69 işçi.
İş cinayetlerinin yüzde 22'si trafik, servis kazası, yüzde 17 ezilme, göçük, yüzde 17 yüksekten düşme, yüzde 14 kalp krizi, beyin kanaması nedeniyle gerçekleşti.
İş cinayetlerinin cinsiyete göre dağılımında ise erkekler yüzde 93, kadınlar ise yüzde 7 olarak tespit edildi.